GENÇLİĞİ KAYBEDERKEN SESSİZ KALMAK: DEZENFORMASYONUN GÖLGESİNDE BÜYÜYEN TEHLİKE

Bugün Türkiye’nin en büyük beka meselelerinden biri ne ekonomi ne de dış politika… Bugün en büyük tehlike, gözümüzün önünde yavaş yavaş kaybettiğimiz gençliğimizdir. Toplumsal dezenformasyonla mücadeledeki zaafiyet ve ciddiyetsizlik, gençlerimizi dijital karanlığın insafına terk etmektedir.

Sosyal medya platformları, artık sadece bir iletişim aracı değil; algı operasyonlarının, kimlik aşındırmanın ve değer erozyonunun merkez üsleri haline gelmiştir. Gerçekle yalanın, bilgiyle propagandanın iç içe geçtiği bu dijital çöplükte, gençlerimizin zihinleri sistemli biçimde zehirlenmektedir.

Ortada organize bir akıl vardır. Türk gençliği; köksüzlük, umutsuzluk ve öfke üzerinden hedef alınmaktadır. Değerlerinden koparılmış, tarihinden ve kültüründen uzaklaştırılmış bir gençlik profili inşa edilmek istenmektedir. Bu, tesadüf değildir. Bu, bilinçli bir yönlendirme ve psikolojik kuşatmadır.

En acısı da şudur: Bu kuşatma karşısında toplum olarak yeterince güçlü, yeterince bilinçli ve yeterince organize bir duruş sergileyemiyoruz. Aileler çoğu zaman neyle karşı karşıya olduklarını bilmiyor. Eğitim ortamları dijital tehditlere karşı yetersiz kalıyor. Medya, çoğu zaman reyting uğruna sorumluluğunu ikinci plana itiyor.

Gençlerimizi sadece fiziksel tehlikelerden değil, zihinsel ve ahlaki işgallerden de korumak zorundayız. Çünkü bugün kaybedilen zihinler, yarın kaybedilen bir ülke demektir.

Bu mesele siyaset üstüdür. Bu mesele parti meselesi değil, millet meselesidir. Kimliğimizi, değerlerimizi ve geleceğimizi hedef alan bu dezenformasyon bataklığına karşı topyekûn bir bilinç seferberliği başlatılmadığı sürece, kayıp sadece gençlerimiz olmayacak; kayıp, bir milletin istikameti olacaktır.

Sessizlik çözüm değildir. Görmezden gelmek çare değildir. Bugün susanlar, yarın çok daha ağır bedeller ödeyecektir.

Gençlik elden giderken, kenardan izleyen değil; sorumluluk alan bir toplum olmak zorundayız.