HEDEFİ MEÇHUL SABOTAJ GİRİŞİMİ

Bir haftayı aşkındır İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı hakkında mahkemenin verdiği kararı kamuoyu sahada ve ekranlarda tartışmaya devam ediyor. Öncelikle şunu net olarak belirtmek gerekir ki “hukuk, herkese her zaman lazımdır” ve değil ki sadece Yüksek Seçim Kurulu üyelerine, yargı mensuplarına; herhangi bir kamu görevlisine veya başka bir kimseye hakaret kimsenin özgürlük alanı değildir.

Ancak çok daha beterine, belediye başkanından daha yüksek makamlarda oturanlardan(!) şahit olduğu halde onların hiçbirisine ses çıkarılmayıp sadece muhalefetten birine yargının devreye girmesi, soruşturmaların açılıp cezanın verilmesi adalete olan güveni sarsıyor.

Madem ceza verilecekti, karşılıklı olarak kullanılan “ahmak” sözünden değil herhangi bir idari tasarrufundan, ihalede usulsüzlük kamu zararı gibi, gerekçeyle verilseydi, inandırıcı olurdu. Çünkü kitle, her şeyi kayıtsız şartsız kabule dünden hazır.

HUKUKİ DEĞİL, SİYASİ SONUÇ

Ne var ki bugün, yargının hak ve hukuka uygun karar verip vermediğinden ziyade, kararın “siyasi sonuçları” tartışılıyor. Şu an ağzı yananlarla karşıt olup geçmişte ağzı yananlar, kararın hukuka uygunluğunu tartışmaya değer bulmuyor. Zaten kararın hukuka uygun olup olmadığı tartışma konusu değil.

Esasen üzerinde durulması gereken şey bir tripod bir kamerayla seri numarasına, plakasına, konşimentosuna kadar afişe edilen; uyuşturucu baronlarının gemilerine ilişkin herhangi bir soruşturma açılmazken, dansözlü odalarda ortaya çıkan görüntülere, yolsuzluklara ve hatta işkence suçlarına ilişkin bir işlem yapılmazken, bir belediye başkanına bu tür bir davadan hüküm giydirilmesi doğal olarak vicdanları yaralıyor.

Geçmişte de Yargıtay’daki belli mihrakların desteğiyle imam hatiplilere yönelik, başörtülülere karşı baskıcı, dayatmacı, hukuksuz, vicdanı yaralayan kararlar alınmıştı. Sanki bugün de durum pek farklı değil. Yargı hiç kimse için tehdit ve şantaj unsuru olmamalı. İktidar gücünü ele geçirenler, gidip de bunu intikam aracı olarak kullanmamalıdır.

Burada belli ki hedef, siyasi veya ideolojik olarak kendisi gibi düşünmeyen herkesten hesap sormak. Hukukun gücünü sopa olarak kullanarak   hukuksuzlukta sınır tanımama ve devletin bütün imkânlarını, bir partinin/kurumun hegemonyası altına alma gayreti olduğu görülüyor. Asıl ifade etmek istediğimiz mesele güç birilerinin elinde silah olarak kullanılmamalı.

FARKLI DÜŞÜNENLERE TAHAMMÜLSÜZLÜK

Kendileri gibi düşünmeyen herkese suçlu muamelesi yapılması kabul edilemez. Bugün anlaşıldığı kadarıyla bir suç ihdas ediliyor ve ardından cezalandırma gerçekleşiyor. Burada mesele bir şahsın yargılanmasından daha ziyade, hukukun egemen kılınmasıdır. Bu vaziyete göre güç kimde ise hukuku o silah olarak kullanacaktır imajı ve anlayışı ülkeye yarar getirmez.

Geçmişte de pek çok örneği   görüldüğü gibi bu tür bir karar insanları hırçınlaştırmaktan, kamplaştırmaktan ve bulundukları ortama konsolide etmekten başka bir işe yaramaz. Görevdeki birinin beceriksizliklerini örtmekten başka bir işe yaramaz ve tarih tekerrürden ibarettir.

Bu kararı kim, nasıl aldı bilmiyoruz. Çeşitli senaryolar yazılıyor. Sayın Cumhurbaşkanı’nın gerçekten takdir, tasvip veya telkiniyle mi alındı? Böylece bir şahsın siyasi yasaklı hale getirilip belediye başkanlığının sona ermesi, hatta muhtemel cumhurbaşkanı adaylığının bertaraf edilmesi mi söz konusu olacak? Yoksa tüm kurumları aşan birtakım derin mahfiller Sayın Erdoğan’a rağmen rakibini güçlendirecek ve Erdoğan’ı zor durumda bırakacak, vicdanlarda kabul görmeyecek karar mı aldılar, bilmiyoruz. Sonuç   her iki ihtimal de birbirinden fenadır. Sen yaptıysan kötü, sana rağmen yapıldıysa daha kötü!

Bu konuda fikir yürüten, senaryoyu yazan herkeste farklı planlar var. Hangisi doğrudur bilemiyoruz ama bildiğimiz bir şey var ki; adalet herkese her zaman lazımdır. Buradan bir mağduriyet algısı oluşturarak siyasi yasakla bir insanı kahraman yapmaya çalışmak gereksiz bir uğraştır.  

Davanın sonucunu kullanarak Altılı Masa’ya sabotaj girişimi yapan   kaybeder. Burada çok karmaşık bir döneme doğru adım adım gittiğimiz net biçimde ortadadır. Netice itibarıyla toplumun huzurunu bozmaya, hukuka olan güveni sarsmaya, geleceğin karanlık olmasına ve insanları umutsuzluğa sevk etmeye kimsenin haddi ve hakkı yoktur.