HIZ ÇAĞINDA DURABİLMEK: HİPNOZDAN UYANMAK
Algı, Korku ve Sektörel Tuzakların Arasında İrade
Modern dünya, zihnimizi sürekli bir “açlık” ve “yetersizlik” hissiyle terbiye etmeye çalışıyor. Bilginin baş döndürücü hızı, bilimin sektörleşmiş baskısı ve korkunun bulaşıcı doğası; irademizi adım adım bir hipnoz öznesine dönüştürüyor.
Her şeyin bu kadar gürültülü olduğu bir çağda durabilmek, artık sadece bir dinlenme biçimi ya da bireysel bir tercih değil; aynı zamanda asil ve bilinçli bir direniştir.
Bilgi Kılığına Girmiş Simülasyon
Bugün iradeyi felç eden en büyük güç; “bilgi” adı altında sunulan, hakikatin yerine geçen devasa bir algı simülasyonudur.
Bilgi ve bilim, insanı özgürleştirmek için vardır. Ancak çağımızda bu alanlar giderek birer sektörel mekanizmaya dönüşmüş; korku, eksiklik ve hız üzerinden işleyen bir algı düzeni üretir hâle gelmiştir.
Her gün yeni bir felaket senaryosu, yeni bir yetersizlik hissi ya da yeni bir “başarı formülü” ile zihnimiz kuşatılır. Bu simülasyonun temel vaadi şudur:
“Hızlanmazsan eksik kalırsın.”
Oysa hakiki bilgi, insanı telaşa değil; sükûnete ve derinliğe taşır.
Korku Hipnozu ve İradenin Felci
Korku hipnozu, bireyi “güvende kalmak için hızlanmaya” zorlar. Bu noktada verilen kararlar özgür iradenin değil, hayatta kalma dürtüsünün refleksleridir.
İnsan, seçtiğini zanneder; oysa yalnızca yönlendirilmiştir.
Bir önceki yazıda sözünü ettiğim otantik öz, yani insanın içindeki o nazik ve kıymetli cevher, tam da bu noktada görünmez hâle gelir.
İlgi, emek ve zamanla parlaması gereken bu cevher; dürtüsellik, algı ve korku ile bastırılır. Özgür iradenin kendini gerçekleştirmesi gerekirken, birey bir hipnozun öznesine dönüşür ve devasa simülasyonun içinde hapsolur.
Daha da çarpıcısı şudur:
İnsan yalnızca bu simülasyonun içinde kaybolmaz; zamanla onun gönüllü bir fedaisi gibi davranmaya başlar.
Korkuyu savunur, hızı kutsar, sorgulamayı tehdit sayar.
Hırs, İnat ve Kör Arzular
Özgül irade; hırsı başarı, inadı azim, kör arzuları ise özgürlük sanır.
Oysa hırs, sonu gelmeyen bir koşu bandıdır; inat, değişime kapalı bir katılık; kör arzular ise iradenin üzerine çekilmiş karanlık bir perdedir.
Bu üçlü sacayağı —hırs, inat ve arzu— otantik özün ışığını söndürür. İnsan, neye köle olduğunu fark etmeden “irade kullandığını” zanneder.
Bu artık bir seçim değil; toplumsal ve sektörel bir yazılımın otomatik çıktısıdır.
Durabilmek: Otantik Özle Temas
Durmak; hırsın gürültüsünü kısmak, inadın sertliğini yumuşatmak ve arzuların hipnozundan uyanmaktır.
Durduğumuzda, uyaran ile tepki arasındaki o meşhur boşluk genişler. İşte otantik öz, ancak o boşlukta nefes alabilir.
Durabilmek, dış dünyanın hızına karşı kendi ritmini koruyabilmektir. Bu, dünyanın sizi iteklemesine izin vermemek; kendi merkezinizde kalabilmektir.
Algı yönetenlerin en büyük korkusu; duran, bakan, sorgulayan ve gerektiğinde “hayır” diyebilen bir iradedir.
Son Söz: Kendi Merkezinize Dönmek
Hayat sizi bir sarmalın içine çekip hızlandırmaya çalıştığında kendinize şu soruyu sorun:
Bu benim otantik arzum mu, yoksa bana dayatılan bir simülasyon mu?
Hız çağında durabilmek; bilginin kirliliğinden, bilimin ticaretinden ve korkunun karanlığından sıyrılıp kendi iç ışığına güvenmektir.
Gerçek irade, akıntıya kapılmak değil; akıntının ortasında, kendi hakikatiyle durabilmektir.
Peki siz bugün, sizi hızlanmaya zorlayan o görünmez kamçılara karşı durup derin bir nefes almaya hazır mısınız?
Hipnozun iplerini kesip, kendi özgür ritminizi başlatmaya ne dersiniz?
Duygu ve düşüncelerinizi fikriniyaz@gmail.com adresi üzerinden benimle paylaşabilirsiniz.
Birlikte, kendi sükûnetimizde buluşmak dileğiyle…