SİNSİ BİR SALDIRI ALTINDAKİ NESİL.!
Henüz ergenlik çağına bile adım atmamış çocuklarımızın suça bu kadar kolay sürüklenmesi, ne bireysel hatalarla ne de “gençlik hevesi” gibi basit gerekçelerle açıklanabilir. Ortada çok daha derin, çok daha tehlikeli bir gerçek vardır: Bu ülkenin gençliği, yıllardır süren sinsi bir kuşatma altındadır.
Bugün çocuklarımızın zihinleri; sosyal medya, diziler ve dijital platformlar üzerinden sistemli bir şekilde şekillendiriliyor. Bu mecralarda adalet, hukuk ve ahlâk; çoğu zaman gölgede bırakılırken, şiddet yüceltiliyor. Yumruk atan, silah çeken, korku salan karakterler; “güçlü”, “lider” ve “haklı” olarak sunuluyor. Genç beyinlere fısıldanan mesaj açık ve nettir: Güç sende ise haklısın, şiddet seni zirveye taşır.
Bu algıyla büyüyen bir çocuk, vicdanla değil korkuyla hareket etmeyi öğreniyor. Hakkı aramayı değil, hakkı zorla almayı benimsiyor. Henüz hayatın yükünü omuzlayacak yaşa gelmeden, suçun ve şiddetin tam ortasına itiliyor. Sonrası ise hepimizin yüreğini dağlayan manzaralar… Gencecik bedenler kara toprağa düşüyor, anneler evlat acısıyla yanıyor, babalar sessizce çöküyor.
Asıl tehlike, bu sürecin fark edilmemesidir. Çünkü bu bir rastlantı değil, planlı bir yönlendirmedir. Değerleri “eski”, ahlâkı “baskı”, edebi ise “geri kalmışlık” olarak gösteren bir zihniyet, yeni bir nesil inşa etmeye çalışmaktadır. Şiddeti meşrulaştıran bu anlayış, özgürlük ve sanat kavramlarının arkasına saklanarak toplumu içten içe kemirmektedir.
Ne yazık ki bizler çoğu zaman bu yıkımı seyirci koltuğundan izliyoruz. Reyting uğruna yapılan yapımlara, tıklanma uğruna yayılan içeriklere, “bana dokunmayan yılan” anlayışıyla sessiz kalıyoruz. Oysa bugün dokunmayan, yarın kapımızı çalıyor.
Peki, böyle bir kuşatma altındaki ülke nasıl kurtulur?
Kurtuluş; yalnızca cezaları artırmakta, yasaklar koymakta değildir. Gerçek çözüm; ailede başlar, okulda şekillenir, sokakta ve ekranda tamamlanır. Çocuğa doğru rol modeller sunmadan, iyiliği güçlü kılmadan, adaleti şiddetten kesin bir çizgiyle ayırmadan bu gidiş durdurulamaz.
Aileler çocuklarının yalnızca karnını değil, kalbini ve vicdanını da doyurmak zorundadır. Eğitim sistemi başarıyı sadece sınavla değil, ahlâkla da ölçmelidir. Medya ise reytingin değil, sorumluluğun peşinden gitmelidir.
Unutulmamalıdır ki; gençliğini kaybeden bir millet, geleceğini de kaybeder. Bir nesil sessizce zehirlenirken susmak, bu suça ortak olmaktır. Bugün konuşmazsak, yarın konuşacak evlat bulamayabiliriz.