Teknoloji bağımlısı çocuklarda otizm tehlikesi

Hayatımızın her alanına giren teknoloji, daha çok oyun amaçlı kullanan çocuklarda bağımlılık  yapıyor. Teknoloji bağımlılığı ise çocuklarda birçok riski beraberinde getiriyor. Teknoloji bağımlılığı, öğrenme güçlüğü, fiziksel ve davranış bozuklukları gibi birçok konuda çocukları tehdit ediyor.Teknoloji  bağımlılığının tıp dilinde ‘otizm’ olarak bilinen çocukların sosyokültürel becerilerini kazanma alışkanlıklarını güçleştiriyor. Küçük yaştaki çocukların öğrenme sürecinin çok önemlidir.Bu yaşlarda teknolojik aletlere fazla meşgul olma, çocukların öğrenme sürecini ciddi şekilde etkilemektedir. Çocukta dil gelişimi, sosyal gelişim, yaşına uygun renkler ve beceriler ve sayıları öğrenmesi gibi durumlar olumsuz etkilenebilir. Burada dikkat edilmesi gereken miktar. Teknolojik aletlerle ne kadar iç içeyiz, bu önemli. Öğrenme sürecinde teknolojiyle çok fazla iç içe olan çocukların öğrenme sürecini çok etkiledikten sonra, çocuğun mekanizmasının da bozulabilir.Yurt dışında yapılan araştırmada günde 2 saatten fazla televizyon izleyen çocukların resim kabiliyetleri ile günde 2 saatten daha az izleyen çocukların resim kabiliyetlerinin kıyaslandığında televizyon daha az izleyen çocukların resim kabiliyetlerinin daha fazla.

Teknolojik aletlerin fazla kullanılması sanal oldukları için sosyokültürel becerilerinin kazanılmasını ya da toplum içinde nasıl davranması gerektiği konusunda da geriye itebilir. Tıp dilinde ‘otizmdir’ bunun adı. Çocuklar asosyal, içine kapanık, çok duygulardan anlamayan bir ruh halini alabilirler. Bu da gelecekte hastalıklı bir toplum, hastalıklı bireyler oluşması açısından ciddi anlamda risk teşkil ediyor.

EBEVEYNLER ÖNCE KENDİLERİ ÖRNEK OLMALI

Teknoloji doğru ve sınırlı şekilde kullanıldığında hayatımızı kolaylaştırmaktadır.Ben anne-babalara şu uyarıda bulunuyorum :  “İlk olarak anne babalar örnek olmaları gerekiyor. Bir çocuğa sigaranın zararlı olduğunu söyleyip kişinin kendisi kullanıyorsa bu etkili olmayacaktır.Telefonla fazla oynama deyip kendisini oynuyorsa bunun bir anlamı olmaz. Ailelerin de kendileri ile teknoloji arasına bir sınır koymaları lazım. İkincisi çocukları kendi iradelerini kullanarak ailelerin koyduğu sınırları kendileri karar veremez çoğunlukla. Bu anlamda ailenin müdahalesi gerekecek. Çocuğu kendi inisiyatifine bırakmamak lazım. Bu bağımlılık yapabilir. Örneğin çocuk bir şiddet oyunu oynarken bunun zararlı olabileceğini fark etmez. Bu nedenle ailenin bir filtreden geçirmesi gerekir ve takip etmesi gerekir. Aksi halde teknolojiye bağımlılık artacağı gibi içeriklerinden de etkilenmesi yüksek olur.

Ayrıca ;

Araştırmaları sonucunda, otizm teşhisi konan 0-4 yaş arası bazı çocukların ekran karşısında geçirdikleri süre azaltığında ya da ortadan kaldırıldığında bunun gelişimlerine son derece olumlu katkı sağladığını bulmuşlardır.Çocuklar, gerçek nesnelerle oynayarak ve birilerine bakıp konuşarak sosyal etkileşim yoluyla kelimelerin anlamlarını öğrenirler. Annesi, şapkanı tak çıkalım dediği zaman, çocuk kelimenin anlamını ve eylemin kendisini birbirine zihninde bağlar ve gerçekleştirir. Bir çocuk dış dünyayı önce elindeki oyuncağına dokunarak, onu ağzıyla hissederek ve yere fırlatarak keşfeder. Çocuğun beyni bağlantıları yani deneyimlerini kaydetmeye devam eder. Bir sonraki adımda onu kullanmasını ve yenisini eklemesini sağlar ve böylece çocuk sosyalleşir, iletişim kurar, merak eder, öğrenme isteği artar, keşfeder. Ama çocuklar ekran karşısında gereğinden fazla kalırsa parlak ve akan görüntülerin cazibesine kapılır, duyduğu kelimeleri tekrar eder ama anlamlarını öğrenemez, gerçek yaşamda bunu kullanamaz. Kırmızı kelimesini duyar ve tekrarlar ama gerçek yaşamda kırmızıyı göster denildiğinde gösteremez. Küçük bir çocuğun beyni dokunma ve etkileşim duygusu olmadan gelişemez. Elektronik ekranlardan gelen ışık ve gürültü, bir çocuğun dikkatini çeker, ancak sağlıklı beyin gelişimini engeller.

Çocuğun dil ve iletişim becerileri için gerekli olan insan etkileşimlerinin önüne geçer. Ekrandan gelen gürültü, ışık ve hatta çizgi filmler çocuğun zorlukla baş edebileceği acı veren duygular doğurabilir. Bu da daha sonra saldırgan davranışlara ve şiddet eğilimine yol açabilir. Hiçbir şey karşılıklı iletişim yüz yüze olan iletişimin yerini tutmaz.