TEPKİDEN EYLEME: SORUMLULUK ESTETİĞİ

Özgül İradenin Zincirini Kırmak

Bugüne kadar yazdığımız yazılarda; zihnin labirentlerinden geçtik, sahte sığınaklarımızı sorguladık ve belirsizliğin ortasında durma cesaretini kuşandık. Artık kendimize karşı daha dürüstüz. Ancak bu dürüstlük bizi yeni bir sorunun eşiğine getirir:

Kendini bilmek, özgürleşmek için yeterli midir?

Gerçek özgürlük; sadece ne olmadığını bilmek değil, neyi, nasıl ve hangi estetikle yapacağını seçebilmektir.

İşte tam bu noktada karşımıza iki farklı irade biçimi çıkar: Tepki İradesi ve Eylem İradesi.

Tepki İradesi: Dış Dünyanın Kumandası

Özgül irade; yani kişinin kendi merkezinden doğan seçim kapasitesi çoğu zaman bir tepki mekanizması olarak çalışır.

Bize bir şey söylenir, öfkeleniriz;

bir olay yaşanır, korkarız;

bir beklenti oluşur, ona uyum sağlarız.

Bu durumda irade özgür değildir; yalnızca dışarıdan gelen uyarana bir yanıt üretmektedir.

Modern insan, kararlarını kendi verdiğini sansa da çoğu zaman sosyal medya akışlarına, toplumsal baskılara ya da geçmiş travmaların yankılarına tepki vermektedir. Tepki iradesi, zincirlenmiş bir iradedir. Çünkü eylemin kaynağı kişinin kendi iç merkezi değil, dış dünyanın dokunduğu bir noktadır.

Bir düşünelim:

Bir iş yerinde haksızlığa uğradığımızda, sesimizi yükseltip öfkeyle karşılık vermek mi bize aittir; yoksa o öfkeyi tetikleyen koşullar mı bizi oraya sürüklemiştir?

Çoğu zaman tepki verdiğimizi sanırken, aslında yönetilmiş oluruz.

Boşluğu Keşfetmek: Sorumluluk Estetiği

Özgür iradeye giden yol, uyaran ile tepki arasındaki o mikroskobik boşluğu fark etmekle başlar.

Dışarıdan bir etki geldiğinde, hemen karşılık vermek yerine orada durabilmek…

İşte bu boşlukta yeşeren şeye Sorumluluk Estetiği diyoruz.

Neden estetik?

Çünkü burada sorumluluk, yalnızca bir görev ya da yük değildir. Kişinin, o anki duruma vereceği yanıtı; kendi değerleri, vicdanı ve içsel tutarlılığıyla bir sanat eseri titizliğiyle işlemesidir.

Bir refleks değil, bilinçli bir duruştur.

Sorumluluk Estetiği sahibi bir birey:

Öfkeye öfkeyle tepki vermez; sükûneti bir duruş olarak seçer.

Kaosa kaosla yanıt vermez; düzeni bir değer olarak inşa eder.

Korkuya teslim olmaz; eylemi bir varoluş imzası olarak atar.

Sonuçtan Bağımsız Bir “Duruş” Sanatı

Sorumluluk Estetiği, eylemin kalitesini sonuçtan üstün tutar.

Bu, daha önce değindiğimiz teslimiyet kavramının aktif hâlidir. Sonucu kontrol edemeyeceğimizi biliriz; o hâlde geriye tek bir alan kalır: Eylemimizin niteliği.

Ne kadar dürüsttü?

Ne kadar asil durdu?

Ne kadar bize aitti?

Özgür irade, dış dünyanın itelemesiyle değil; içsel bir merkezin taşmasıyla harekete geçer. Tepki vermeyi bırakıp, dünyaya kendi özgün etkinizi bırakmaktır bu.

Son Söz: Kendi Yanıtını İnşa Etmek

Hayat size bir soru sorduğunda ya da omuzlarınıza bir yük bıraktığında, ona vereceğiniz yanıtın mimarı kim?

Otomatikleşmiş alışkanlıklarınız mı, yoksa o boşlukta büyüttüğünüz özgür iradeniz mi?

Unutmayın;

bir tepki sizi dış dünyaya bağımlı kılar,

ama estetik bir eylem sizi özgürleştirir.

Peki siz, bugün karşılaştığınız olaylara yalnızca tepki mi verdiniz, yoksa o olayların içinde kendi imzanızı taşıyan bir eylem mi yarattınız?

Tepki–tepki zincirini kırıp, sorumluluğunuzu bir sanatçı titizliğiyle üstlenmeye hazır mısınız?

Duygu ve düşüncelerinizi fikriniyaz@gmail.com adresi üzerinden benimle paylaşabilirsiniz.

Birlikte, eylemlerimizi birer imza gibi atmak dileğiyle…