Kaos çoğu zaman korkulacak bir durum gibi anlatılır. Düzenin karşıtı, güvenin düşmanı, istikrarın bozanı olarak kodlanır. Oysa gerçekte birçok insan, bu belirsiz hâli gizlice sever. Çünkü hayatın tekdüzeliğini bozan, alışılmış akışı kesintiye uğratan nadir anlar genellikle bu düzensizliklerle gelir. Her şeyin planlı, öngörülebilir ve kontrol altında olduğu bir yaşam ilk bakışta huzur verir; ancak uzun vadede insan zihnini uyuşturur. Alışılan ritim, zamanla fark edilmeden körelmeye başlar. İşte tam bu noktada, içsel bir kırılma ihtiyacı doğar.
Belirsizlik, sadece korku değil aynı zamanda harekettir. Kriz anlarında insan kendini daha canlı hisseder. Kalp daha hızlı atar, dikkat keskinleşir, duygular yoğunlaşır. Günlük hayatın sıradan akışı içinde bastırılan hisler, düzenin bozulduğu anlarda yüzeye çıkar. Bu yüzden insanlar, kendi yaşamlarında istemeseler bile başkalarının karmaşasını izlemeye eğilimlidir. Bir başkasının dağılan ilişkisi, çöken kariyeri ya da beklenmedik hatası, güvenli bir mesafeden bakıldığında tuhaf bir rahatlama sağlar: “Yalnız değilim.”
Düzen sorumluluk ister. Süreklilik, emek ve disiplin gerektirir. Buna karşılık düzensizlik geçicidir; hesap sormaz. İnsan, kontrolün kaybolduğu anlarda başarısız olursa bunu kişisel bir yenilgi olarak görmek zorunda kalmaz. Çünkü koşullar zaten “normal” değildir. Bu durum, bilinçdışı bir kaçış alanı yaratır. Kontrol yitmiş gibi görünür ama kişi, o belirsizliğin içinde kendi sınırlarını yeniden çizer.
Modern dünyada bu eğilim daha görünür hâle gelmiştir. Sosyal medya ve kesintisiz haber akışı, krizleri ve çatışmaları sürekli yeniden üretir. Skandallar, ani yükselişler ve düşüşler dakikalar içinde tüketilir. İnsan kendi hayatı durağanlaştıkça, başkalarının çalkantısına bağlanır. Ekrandan izlenen düzensizlik güvenlidir; dokunulmaz, bedel ödemez. Bir bildirime ya da başlığa sığdırılmış kriz, duyguyu hızla verir ama sorumluluğu üstlenmez. Bu yüzden çatışma daha çok izlenir, tartışma daha hızlı yayılır.
İlginç olan şudur: İnsanlar bu durumu genellikle uzaktan sever. Kendi hayatlarında düzen isterler ama başkalarının belirsizliğinden beslenirler. Çünkü o belirsizlik, kendi seçimlerini sorgulamak zorunda kalmamalarını sağlar. Ortaya çıkan tablo bir aynaya benzer; orada gördükleri kendileri değilse rahatlarlar.
Asıl mesele şudur: İnsan, duygusal yoğunluğa ihtiyaç duyar. Düzen her zaman bunu sağlayamaz. Yoğunluk, zihni uyuşukluktan çıkarır; kişiyi uyanık tutar. Bu yüzden düzensizlik, korkutucu olduğu kadar çekicidir de.
Belki de bu yüzden, her şey yoluna girdiğinde bile içimizden bir ses fısıldar:
“Bir şey eksik.”
Yazan: Nurgül Bekar
GENEL
20 Ocak 2026KÖŞE YAZILARI
20 Ocak 2026GÜNDEM
20 Ocak 2026GÜNDEM
20 Ocak 2026GÜNDEM
20 Ocak 2026GÜNDEM
20 Ocak 2026GÜNDEM
20 Ocak 2026