YAPAY ZEKÂ HAYATIMIZI KOLAYLAŞTIRIYOR MU, YOKSA BİZDEN BİR ŞEYLER Mİ ALIYOR?

YAPAY ZEKÂ HAYATIMIZI KOLAYLAŞTIRIYOR MU, YOKSA BİZDEN BİR ŞEYLER Mİ ALIYOR?

ABONE OL
27 Ocak 2026 11:11
YAPAY ZEKÂ HAYATIMIZI KOLAYLAŞTIRIYOR MU, YOKSA BİZDEN BİR ŞEYLER Mİ ALIYOR?
0

BEĞENDİM

ABONE OL


Sabah uyanır uyanmaz telefona “Bugün hava nasıl?” diye soruyoruz. Akşam yorgun argın koltuğa uzanıp “Bana güzel bir film öner” diyoruz. Trafikte yönümüzü navigasyona bırakıyor, toplantılarda not almak yerine dijital asistanların özetlerine güveniyoruz. Bunlar artık istisna değil, gündelik hayatın sıradan anları. Yapay zekâ, hayatımıza fark ettirmeden yerleşti. Pratik, hızlı ve ikna edici. Peki bu kadar kolaylık gerçekten bizi özgürleştiriyor mu, yoksa sessizce bizden bir şeyler mi alıyor?

Önce şu noktayı netleştirelim. Yapay zekâ düşünen bir varlık değil, insan eliyle üretilmiş bir araçtır. Büyük veri kümeleri üzerinden örüntüler bulur, olasılıkları hesaplar ve en muhtemel sonucu sunar. Kendi iradesi, niyeti ya da vicdanı yoktur. Ona ne kadar alan tanırsak, hayatımızda o kadar belirleyici hâle gelir. Yani mesele teknoloji değil; onu nasıl konumlandırdığımızdır.

Günlük hayattaki faydaları inkâr edilemez. Sağlıkta teşhisi destekliyor, ulaşımda kazaları azaltıyor, üretimde hatayı minimuma indiriyor. Tekrar eden işleri üstlenerek insana zaman kazandırıyor. Kimse bu hızdan şikâyetçi değil. Ancak sorun tam da burada başlıyor. Kolaylık alışkanlığa dönüştüğünde, düşünme zahmeti gözden düşüyor.

İnsan zihni zorlandıkça gelişir. Hata yaptıkça öğrenir, sorguladıkça derinleşir. Her soruya anında yanıt veren, her fikri saniyeler içinde üreten sistemlere alıştıkça kendi zihinsel reflekslerimiz zayıflıyor. Hatırlamayı, planlamayı, bağlantı kurmayı dış kaynaklara devrediyoruz. Araştırmalar, aşırı zihinsel boşaltmanın eleştirel düşünme ve hafıza üzerinde olumsuz etkileri olduğunu gösteriyor. Peki ya biz yetişkinler? Bu sürecin neresindeyiz?

Yanlış anlaşılmasın. Yapay zekâyı karalamak niyetinde değilim. Doğru kullanıldığında yaratıcılığı destekleyebilir, karmaşık sorunlara yeni pencereler açabilir. Ancak asıl risk, düşünme sorumluluğunu tamamen devretmektir. Çünkü bazı kararlar veriye değil, sezgiye dayanır; bir dostu teselli etmek, bir ilişkiyi bitirmek ya da bir şarkı bestelemek gibi. Hatta bir kitabı yazmak da öyledir. Karakterlerin iç dünyasını hissetmek, beklenmedik bir dönemeçte kalemi elinde tutup “Burada durayım mı, yoksa devam mı edeyim?” diye kendi kalbinle karar vermek… O satırları yazarken bazen gözyaşı dökmek, bazen kahkaha atmak… Bunlar veriye sığmaz, algoritmayla hesaplanmaz. Bazı cümleler algoritmalarla değil, içtenlikle kurulur. İnsan olmanın özü, ölçülemeyen bu alanda saklıdır.

Bir de çevresel boyut var. Abartmadan, gerçekçi konuşmak gerekiyor. Veri merkezleri ciddi miktarda enerji ve su tüketiyor. Yapay zekâ odaklı sistemlerin su ve enerji ihtiyacı her yıl artıyor. Bu durum, teknolojiyi yasaklamayı değil; şeffaflığı ve dengeli kullanımı zorunlu kılıyor.

Yapay zekâyı tamamen reddetmek de, sorgusuzca benimsemek de aynı derecede sorunlu. İlerleme, bu iki uç arasında kurulan dengede mümkün. Teknoloji bir araçtır; merkezde yer aldığında değil, doğru sınırlarla kullanıldığında anlamlıdır.

O yüzden kendimize şu soruyu sormak zorundayız: Her şeyi devrettiğimizde, geriye bize ait ne kalacak? Kolaylık cazip olabilir, ama insanı ileri taşıyan şey hız değil; ne zaman duracağını ve neyi kendisinin yapması gerektiğini bilmesidir.

Yapay zekâ hayatımızın ortağı olabilir. Ama merkezde insan kalmazsa, bedelini yine insan öder.

Yazan:
Nurgül Bekar

En az 10 karakter gerekli