HİNDİNİN TAÇLI YOLCULUĞU: YILBAŞI MASASININ EKSANTRİK MİSAFİRİ

HİNDİNİN TAÇLI YOLCULUĞU: YILBAŞI MASASININ EKSANTRİK MİSAFİRİ

ABONE OL
1 Ocak 2026 11:30
HİNDİNİN TAÇLI YOLCULUĞU: YILBAŞI MASASININ EKSANTRİK MİSAFİRİ
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Bir kuşun bir kuğunun tahtını nasıl devirdiğini, geleneğin sofrada nasıl icat edildiğini ve hindinin kültürel bir simgeye dönüşmesini anlatan ironik bir yılbaşı hikâyesi.
Yazan: Nurgül Bekar
Yeni yıl sofralarında baş köşeye kurulan o iri kıyım kuşa bir bakalım: Hindi.
Yılın geri kalanında pek yüzüne bakmadığımız, ama takvim 31 Aralık’ı gösterdiğinde birden vazgeçilmez ilan edilen bu kuşun hikâyesi, sandığımızdan çok daha politik, çok daha ironik.
İngilizce’de adı “turkey”. Yani hem bir ülke, hem bir kuş. Yabancı birine “I love Turkey” dediğinizde karşısındakinin zihninde beliren görüntü hâlâ biraz muğlak. Biz bu karışıklığı resmî olarak çözdük, adımızı “Türkiye” yaptık. Ama hindi hâlâ “turkey” olarak kaldı. Demek ki kuşun lobisi güçlü. Tarih, sofrada bile pazarlık tanıyor.
Hindi, yılbaşı masasına bir gecede oturmadı. Bu, uzun ve sessiz bir iktidar mücadelesinin sonucu. Eskiden İngiltere’de Noel sofralarının yıldızı kazdı. Biraz daha parası olan sülün yerdi. Çok parası olan ise kuğu. Evet, bildiğiniz kuğu. Göllerde zarafetle süzülen, masallarda prenseslere eşlik eden kuğu, bir dönem sofrada statü sembolüydü. Fakir kazla, zengin kuğuyla tanınırdı.
19. yüzyıla gelindiğinde, yani Viktorya döneminde, gösteriş hâlâ önemliydi ama pratiklik de talep görmeye başladı. Kalabalık aileler, büyük sofralar, daha doyurucu yemekler istiyordu. İşte tam bu noktada hindi sahneye çıktı. Daha büyük, daha etli ve daha “gösterişli”ydi. Kraliçe Viktorya’nın hindiyi sevmesiyle mesele saraydan halka indi. 1850’lerden itibaren hindi, Noel ve yılbaşı sofralarının yeni yıldızı oldu. Kuğu ise sessizce geri çekildi. Tarihte pek çok taht böyle devrilmiştir.
Bu yükselişi edebiyat da destekledi. Charles Dickens, “A Christmas Carol” adlı eserinde Scrooge’un Cratchit ailesine gönderdiği dev hindiyi boşuna seçmedi. O hindi yalnızca bir yemek değil; bolluğun, vicdanın ve toplumsal merhametin sembolüydü. Okuyan herkesin aklında aynı hayal belirdi: Bir gün bizim soframızda da böyle bir hindi olacak.
Asıl karmaşa hindinin adında gizli. Kuş Amerika kökenli. Meksika’dan Avrupa’ya getiriliyor. Ancak Avrupalılar egzotik olan her şeyi bir yere bağlama konusunda pek tutarlı değildi. Osmanlı ticaret yollarından geçtiği sanılınca adı “turkey” olarak kaldı. Bizde ise “hindi” deniyor; sanki Hindistan’dan gelmiş gibi. Kuş ortada, kıtalar karışık. Kültürel coğrafya bazen haritalarla değil, yanlış varsayımlarla çiziliyor.
Bu küresel isim karmaşası, belki de hindiyi bu kadar evrensel yaptı. Kimse tam olarak nereli olduğunu bilmiyor ama herkes sahipleniyor. Sofrada milliyet sorulmuyor. O masaya oturduğunda artık hepimizin.
Bir de o meşhur yılbaşı tacı meselesi var. İngiltere’de Christmas cracker çekilir, içinden kâğıttan bir taç çıkar. Ailece başa takılır. Masanın ortasında iri bir hindi durur, etrafında taçlı insanlar oturur. Görüntü nettir: Hindi kraldır, biz tebaasıyız. Ama bu iktidar uzun sürmez. Ertesi gün roller değişir. Hindi dilimlenir, taçlar çöpe gider. Hayatın ironisi sofrada da kendini gösterir.
Hindi, modern geleneğin kusursuz bir örneğidir. Eski değildir ama eskiymiş gibi hissettirir. Zorunlu değildir ama yokluğu eksiklik yaratır. Yılbaşı gecesi masada olması bir kural değildir; fakat neredeyse ayıp sayılır. Gelenek dediğimiz şeyin büyük kısmı, işte böyle icat edilir.
Bu yıl hindinizi yerken şunu unutmayın: O kuş, kuğuyu devirmiş bir devrimcidir. Adı kıtaları karıştırmış, sofraları fethetmiştir.
Tacınızı takın, gülümseyin. Fazla ciddiye almayın. Sonuçta yarın, sandviç olur gider.

Mutlu yıllar.
Sofranız bol, hikâyeniz uzun olsun.

En az 10 karakter gerekli