KAPILAR MI, PENCERELER Mİ?

KAPILAR MI, PENCERELER Mİ?

ABONE OL
6 Ocak 2026 20:18
KAPILAR MI, PENCERELER Mİ?
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Sorumluluk Estetiğinin Bakış Açısı

Güvercinler beyaz bir mendil gibi

siliyor bulutların gözyaşlarını.

Bulutlar diyorum, bulutlar;

göğü temiz bırakmalı.

Bir yaşam belirmeli, bir yaşam;

geceden dem alan,

arı kovanından, bal peteğinden.

Rutubetsiz, karanlıkta mayalanan…

Sonra Güneş diyor: Güneş.

Her parçacıkta

varlığı ve yokluğu

hissedilen o Güneş:

“ışığını dünyaya sunmalı.”

Kuşanmalı dünya

rengârenk kuşağını.

Sırasını beklemeli her renk;

beyazdan maviye,

yeşilden sarıya dönen ahenk.

Bir de pencereler diyorum,

pencereler…

Çünkü pencereler

güneşe bakmalı.

Dünyaya

kapılardan mı,

yoksa pencerelerden mi bakmalı?

— Kapılar / Pencereler

Önceki yazımızda, uyaran ile tepki arasındaki o mikroskobik boşluktan ve bu boşluğu bir sanatçı titizliğiyle doldurma sanatı olan “Sorumluluk Estetiği”nden söz etmiştik.

Peki, bu estetik duruş dünyaya nereden bakmayı gerektirir?

Zihnimiz bazen bir kapıdır, bazen bir pencere.

Kapıların Cesareti, Pencerelerin Işığı

Dünyaya kapılardan bakmak, müdahale etmektir. Dışarı çıkmak, eyleme geçmek; bazen çarpmak, bazen kapatmaktır. Kapı, iradenin hareket hâlidir.

Ancak yalnızca kapılardan bakarsak, hayatın içine hesapsızca dalar ve zamanla sadece “tepki” veren bir mekanizmaya dönüşürüz.

Dünyaya pencerelerden bakmak ise, ışığın içeri girmesine izin vermektir.

Bir perspektif kazanmak, durmak, gözlemlemek ve anlamlandırmaktır.

Şiirde de dediğim gibi:

“Çünkü pencereler güneşe bakmalı.”

Sorumluluk Estetiği tam da burada başlar: Hangi durumda kapıdan çıkacağımızı, hangi durumda pencereyi açacağımızı seçme sanatıdır.

Karanlıkta Mayalanan İrade

Her eylem —her kapıdan çıkış— öncesinde bir demlenme ister.

Şiirdeki “geceden dem alan, karanlıkta mayalanan” yaşam, iradenin olgunlaşma sürecidir.

Eğer tepki vermeden önce o pencere başında durmazsak;

yani duygumuzu karanlıkta mayalamazsak, eylemimiz estetikten yoksun, alelade bir refleks olur.

Özgür İrade, güneşe —hakikate, vicdana— bakan pencereleri temiz tutmaktır. Çünkü pencere kirliyse, dünyayı olduğu gibi değil; kendi lekelerimizle, önyargılarımızla ve travmalarımızla görürüz.

Ahenk ve Sırasını Bekleyen Renkler

Sorumluluk Estetiğine sahip bir birey, dünyanın renklerini tanır.

Her şeyin bir sırası olduğunu bilir:

beyazın maviye, yeşilin sarıya dönmesindeki doğal akışı…

Bu, teslimiyetin en aktif hâlidir.

Eylemini en yüksek kalitede yapar;

penceresini temizler, ışığını sunar

ve gerisini hayatın ahengine bırakır.

Güneş gibi… Işığını verir; ama dünyanın o ışıkla ne yapacağını kontrol etmeye kalkmaz.

Son Söz: Sizin Bakışınız Nereden?

Dünyaya yalnızca kapılardan bakıp her şeye çarparak mı ilerliyorsunuz?

Yoksa pencereleriniz güneşe bakacak kadar açık ve temiz mi?

Gerçek özgürlük; kapıdan çıkma cesaretiyle pencereden seyretme bilgeliği arasındaki o ince dengededir.

Sorumluluk, sadece eylemde bulunmak değil; o eylemin hangi ışık altında yapıldığına karar verebilmektir.

Peki siz bugün, hayatın sunduklarına bir kapı gibi çarparak mı karşılık verdiniz,

yoksa bir pencere gibi ışığın içeri süzülmesine izin mi verdiniz?

Duygu ve düşüncelerinizi [email protected] adresi üzerinden benimle paylaşabilirsiniz.

Birlikte, güneşe bakan pencereler inşa etmek dileğiyle…

En az 10 karakter gerekli