İnsan zihni, yaşadığı acıları bir kutuya koyup kaldırmakta çok da başarılı değildir. Kırıldığımız, incindiğimiz, haksızlığa uğradığımız anlar belleğimizde derin izler bırakır. Bu izler zamanla birikir; ağırlıkları arttıkça nefes almak bile zorlaşır. İşte affetmek, o ağırlığı omuzlarımızdan indirme cesaretidir.
Affetmek… Kulağa ne kadar yumuşak, ne kadar insani bir kelime gibi geliyor değil mi? Oysa içini doldurmak çoğu zaman en zor olanlardan biridir. Çünkü affetmek, bir duyguyu silmek değil; o duygunun bizdeki yerini dönüştürmektir.
Affetmek, çoğu zaman yanlış anlaşılan bir kavramdır. Pek çok kişi “affetmek” ile “onaylamak” ya da “unutmak” arasında fark gözetmez. Oysa affetmek, yapılanı mazur görmek değil; artık o olayın bizi zehirlemesine izin vermemektir. Affetmek, geçmişin zincirini koparıp bugünün kapısını aralamaktır.
Birine duyulan öfke ve kin, bedende sürekli bir “savaş ya da kaç” modunu tetikler. Kortizol seviyeleriniz yükselir, uyku kaliteniz düşer ve zihniniz sürekli bir savunma hattı kurar. Affetmediğiniz her an, aslında o kişiyi ve o olayı sırtınızda taşımaya devam edersiniz.
Psikolojik olarak baktığımızda, affetmeme hâli çoğu zaman bir tür “kontrol” duygusuyla ilgilidir. Kırgınlıklarımızı, kızgınlıklarımızı bırakırsak sanki o kişi ya da olay kazanacakmış gibi hissederiz. Oysa aslında tam tersi olur: Tutunduğumuz öfke, bizi geçmişe zincirler. Affetmemek, bazen farkında olmadan acıya sadakat göstermektir —“beni inciteni unutursam, yaşadıklarım boşa gitmiş olur” sanırız ama affetmek, yaşananı unutturmaz. Olanı yok saymaz. Sadece o olaya yüklediğimiz anlamı yeniden şekillendirir.
Yapılan araştırmalar, affedebilen insanların stres düzeylerinin daha düşük, yaşam doyumlarının daha yüksek olduğunu gösteriyor. Çünkü affetmek, beden kimyasını bile etkileyen bir içsel rahatlama yaratır. Kalp ritmi düşer, kas gerginliği azalır, uyku düzeni bile düzelir. Bu, yalnızca ruhsal bir süreç değil, bedensel bir iyileşmedir.
Elbette affetmek söylendiği kadar kolay değildir. Kimi zaman yıllarca bastırılmış duygularla, içsel öfkeyle, suçlulukla ve korkularla yüzleşmeyi gerektirir. Bir sabah uyanıp “Tamam, her şeyi affettim” demek gerçekçi değildir. Bu adım adım ilerleyen bir süreçtir:
Affetme sürecinde kişi önce kendi yarasını tanır, kabul eder. Çünkü kabul etmeden dönüşüm olmaz. “Evet, ben incindim” diyebilmek, affetmenin ilk basamağıdır. Sonraki basamak ise öfkenin işlevini anlamaktır. Unutmayın, öfke sizi korumak için oradadır ancak uzun süre kalırsa sizi incitir. Son basamak ise karar vermektir. ‘Bu yükü artık taşımayacağım.’ Kararını vermektir.
Bazen bu süreçte affetmeden önce bir mesafe koymak gerekir. Affetmek, sınırları kaldırmak anlamına gelmez. Tam tersine, sağlıklı sınırlarla birlikte mümkündür. Çünkü affetmek, güveni yeniden inşa etmek değildir; içsel yükü bırakmaktır.
Affetmek, karşı tarafa verilmiş bir ödül değil; kendimize verilmiş bir barış antlaşmasıdır.
Affetmek, “seni haklı buluyorum” demek değildir; “artık bu hikâyenin beni yönetmesine izin vermiyorum” demektir.
Affetmek, geçmişin acısını bastırmak değil, o acıya rağmen iç huzuru seçmektir. Ve affetmek, geçmişi değil; geleceği onarmaktır.
GENEL
27 Ocak 2026KÖŞE YAZILARI
27 Ocak 2026GÜNDEM
27 Ocak 2026GÜNDEM
27 Ocak 2026GÜNDEM
27 Ocak 2026GÜNDEM
27 Ocak 2026GÜNDEM
27 Ocak 2026